MeoEdebiyat - Kısa Öykü Blogu
MeoEdebiyat - Kısa Öykü Blogu Pic. Source: "Story" by Shoeir @Deviantart.com

MeoÖykü - Rüzgarla Savrulan

Soner Arıca - Adın Bahardı

  Baharın ilk çiçeğiydi o yıl, bir kalabalık şehrin kıyısında mezarlık ortasında açmıştı. Her sabah ve her akşam inadına gözüme batıyordu, günbegün çoğalarak, günbegün daha beyaza daha pembeye çalıyordu gözlerim. Seneler önce büyümeye yüz tuttuğum topraklarda yaşlanmaya koyulmuştum, okuyordum, yoğruluyordu düşlerim, uzaklaştıkça çocukluğum ardımda bıraktığım doğrulardan korkuyordum. Adım Ahmet, yaşım yirmi dörttü, çok büyüdüm zannediyordum. Bu bahar yeniden küçüleceğimi hissetmeden birkaç gün önce..

  Kocaman gülümsemesiyle çalıların arasına gizlenmiş eleştiri kitapları arasında kendime bilgi araken yaklaştı can dostum, "Dostum n'aber," diyerek, "İyi, n'olsun ya. Bildiğin gibi işte" diyebilmiştim. "Bırak oğlum şu kitapları, sanki bizi arka beşlide görüp sınıfta bırakmayacak hoca, ne kasıyorsun," dalga geçercesine söylediğini bu cümlelere karşılık saniyelik bir bakış atmış ve fotokopiden oluşan bilgi yığınlarını kenara koymuş, "Başka çaremiz mi var kardeşim, elbet görecekler bu saçma inadı, elbette çekip gideceğiz buralardan" diyerek kendisine bir dal sigara uzatmıştım. Gülüşünün sebebi birer birer ortaya çıkıyordu, sigarasını yakarken "Senin hatun vardı bir zamanlar elinden kaçırdığın, birkaç zamandır yalnız geliyor oğlum okula, bir takılsana şuna sen!" diyiverdi. Yüzümde taze açmış erik çiçeği umutları yeşermişti, çok da farkındaydı zaten can arkadaşım, "Hadi hadi, bu kez kaçırma bu şansı" diyerek omzuma bir yumruk konduruverdi. Çok iyi biliyordum, bambaşka güzellikte birinden, birkaç sene önce ilk sınıfta tanışıp çok da yaklaşamadığım birinden bahsediyorduk. Düşünceli olduğumu gören arkadaşım bu fırsatı kaçırmamak adına elinden gelen çakallığı yapmaya niyetliydi, "Gerçi vakti zamanında kaçırdığın bu fırsatı şimdi çok da umursayacağını düşünmüyorum ama.." diye iliştirdi cümle arasında. "Ne alakası var oğlum," derken fırladım olduğum yerden, hiç alakasız bir ayağa kalkış benim ne kadar da kolay tuzağa düştüğümün göstergesiydi sanki, "Ben istesem gider şimdi onunla konuşurum be," demiş bulundum ayağa kalmışım yetmezmiş gibi. "Tamam lan, sınav çıkışı konuş da görelim artist, yok öyle ayaklanmak paşa!" derken elini omzuna atmış sigaralarımızdan son birer derin nefes çekip sınıfa doğru yönelmiştik bile. 

  İlkbaharın ilk güneşli günlerinde, taze bir sabahta önümde duran saman kağıtlarına ve beyaz kağıtta yazılı sorulara baktım. Bembeyaz kağıtta kelimeler, şablonlar, kuramlar, edebiyat ve yaşam havada uçuyordu. Hızla dokundum kağıtlara, incecik kağıdın parlak cilalı zemin üzerindeki seslerinde, tıkırtıları fark edebiliyordum. Birkaç sayfa geçmeden bu akademik savaş bitmişti. Kafamı kaldırdım ve oradaydı.

  Saçlarında sohbahar daldagalanıyordu, uzayarak beline kadar, gözlerinde sazlıklar, göz kapaklarını her açtığında kahverengi tarla kuşları havalanıyordu. Mevsimlik bir adı vardı, mevsimlerden o Bahar, ilk kez açık kalan pencerelerde rüzgar, sınavdan sıkılmış parmakları elindeki kalemi hızla havaya atıp birkaç tur çeviriyordu. Bir anda yan tarafına döndü ve gülümsedi. Çiçek açıyordum ilk güneşe değmiş filiz gibi. Başımı önüme eğdim onaylarcasına.. Değerli Hocam'ın bakışlarında bile gülümseme vardı, bu yıldırım çaprmasını o da fark etmişti. Utanmıştım usulca. Kağıtlarımı toparlayıp, kürsüye bırakıp çıktım hızla sınıftan.. Anlamsızca merdivenlere ve sakinleştirici bir sigaraya iniyordum kendi çapımda, "Sınavdan sonra yapacak işin var mı?" sorusu geldi, -Tanrım yoksa o ses, olamaz, ben kahve içelim mi diye sormuştum değil mi kendisine sınavdan önce, tabii ya, nasıl da unuttum- "A şey, yok tabii canım, ben davet ettim seni ya," diyebildim. "Tamam, hadi çıkalım o zaman," dedi, ilk kez yaz geldi gençliğimin savurgan çöllerindeki yeri unutulmuş aşk adında bir vahaya.

  İki eliyle tuttuğu fincana bakıyordum, saçlarında hala aynı esintiler, "Aç mısın?" diye sormuştum laf lafı açarken. "Halamlar börek yapmış bir gidelim istersen" dedim, kısa kesmiştik kahve sohbetini aslında. Yürürken koluma uzandığında kolları, -Allahım yeniden doğuyorum galiba- yeniden gülümsüyordum, ne kadar çok çiçek varmış yol üzerinde kaçırdığım, hepsini seçebiliyordum. Aynı günün akşamında, sohbetlerin en koyu olduğu, dertlerinin birbirini kovaladığı ve gözyaşlarını tutamadığı o terk edilme öykülerinin arasında, elleri avuçlarıma değdiğinde, titriyordu nezaketten gençliği. Avuçlarına nem, gözlerine kalem çekiyordum her bakışımda, daha bir aşık oluyordum sanki.. Sarıldım sonra, ağlamıyordu artık sanki. Savruldukça saçları, anlıyordum, baharlar rüzgarla çoğalıyor, yazlar güneşle kavruluyor, sohbahar her zaman bir yeni ilk baharı ilkmiş gibi satıyordu dünyaya. Ben hayatımda çok bahar gördüm de, onun kadar güzel olmadı çiçeklerim bir daha. Hep soğuk vurdu umutlarımı Mart sabahları, onunla bir yaz bile olsa, nefes alabilmiştim. Yalnızca rüzgar gibiydi kendisi, savruldu gitti dünyanın dört bir yanına. Her bahar ararım kendisini, her bahar başka bir çiçek olup açtığında!

Meo - 2016
MeoEdebiyat Kısa Öykü Blogu
Kısa Kısa Aşk Öyküleri
'Mehmet Şentürk

Son DüzenlenmeCuma, 03 Mart 2017 23:27
(3 oy)
Okunma 1740 defa
Yorum ve görüşleriniz değerlidir. Facebook hesabınız ile yorum yapabilirsiniz.

Yorum Ekle

Değerli yorumlarınızı ve görüşlerinizi aşağıda ekleyebilirsiniz. Yalnızca * (yıldız) ile belirtilmiş alanlar gereklidir.

Giriş Yap

hesap oluştur