MeoEdebiyat - Aforizmalar Blogu
MeoEdebiyat - Aforizmalar Blogu Pic. Source: "Evolution of" by a2star @Deviantart.com

MeoAfo - Aşkın Evrimi

Aşkın Evrimi

  Hepimizin evrilen duyguların sonucunda nihayete erişmiş umut fidanlarıydık bu utanç ormanında. Hepimiz sevecek kadar naif, utanacak kadar içten, aldatacak kadar hırslı, kaçacak kadar bencil ve tüm bu güzel hislerin arasında mutsuz olacak kadar trajikomiktik! Öyle kaldık, öyle de kalacağız ama bu yaşadıklarımızdaki ve deneyimlerimizdeki ortak bilinçaltının varlığını asla inkar etmemizi gerektirmez. Genellerin yanlış olduğu yerdeki özel ve inadına hepimize bulaşmış bir lanetti aşk! Hem herkesin aradığı, hem herkesin hemfikir olduğu, hem de kimsenin doğrusunu doğru zamanda-doğru kişiye hissetmekte başarısız olmakta rekorlar kırdığı karanlık bir ruh çağı..

  Neydi bu aşk denen kitaplık? Hangi rafta gizlemiştik kendimize ait ve tamamen orijinal dilde olan versiyonunu? Bilemiyoruz. Tek emin olduğumuz şey sözcüklerin kendileri ve varlıkları: aşk, sevgi, tutarlılık, sadakat, beklenti, umut, düş ve kırıkları, eller ve terlemeler, gözler ve hisler, doğrular ve yalandan inanmalar. Bunlara eklenen anlamlar inkar etsek bile kişiye göre değişken ve düzensiz. Özetle; (1) kelimeleri ezberliyoruz, (2) bu kelimelere anlam yüklüyoruz, (3) içimizde büyüyen duygusal boşluklarımızın bir kısmına bu yapboz parçalarını serpiştiriyoruz ve en nihayetinde (4) ömrümüzün gelişmeye çalıştığımız çağlarında aşkın yapbozunu renkleri, birleştirdiğimiz manzaraları ile birlikte binlerce şekle sokuyoruz.

  Evrim bunun neresinde? Evrim, bu aşk eserinin son halini her zaman en basitten başlayıp en karmaşık ve değerli haliyle ya sonra ermesi ya da yanıp kül olup gitmesi. En basitinden bir elma şekeri, bir anne eli olan aşkın en nihayetinde hüzünlü bir sonbahar penceresindeki yapayalnız ama yine de renkli çiçeğine dönüşmesine evrim diyorum ben. Hepimiz evriliyoruz. Bazen aksi yönde, bazen çok daha güzel ama bazen tehlikeli bir bencilliğe doğru. Her insanın kendinin sıfırdan yaratıldığını düşündüğü dünyada kimse buna inanmak istemese de her birimiz ilk yaradılanın(?) kötü bir kopyası halinde şekil değiştiriyoruz ancak bunu kişisel hissiyatımız için yaptığımız kısmı aşk oluyor. 'İnsanoğlu evrilmiştir' ve veya 'evrilmemiştir' diye ahkam kesecek kadar uzun yaşamadığım için bilemesem de bu geniş zamanın yüz milyonda biri kadar okuma yazma biliyoruz diye de 'yok öyle bir şey' diyecek kadar da emin olmadım, değilim. O nedenle aşkı da sonuna kadar biliyorum diyebilenin çıkmadığı bir dünyada aşkın evrilmediğini iddia etmek de hayatındaki tüm aşk sorunlarının kaynağıdır. Çok arıyorsunuz o gizli ormana bir seyahat yapın, size önerim.

  Aşk, sevgi ve yüzlerce yananlamı; binlerce varyasyonu ile milyar nüfuslu gereksiz kalabalıktaki dünyanın üzerinde trilyonlarca hayalin birbirine teyet geçmekten yorulup kendinden vaz geçtiği bir savaş alanı. Bugün izlediğim Tut Sözünü isimde başrollerdeki karakterin de dediği ve beni etkilemeyi başardığı gibi: "Bazen olayların sonunu o kadar çok düşünüyordum ki başlarını unutuyordum!" Bizim yaptığımız tam olarak bu değil mi? Geleceğimiz diye hiç tanımadığımız-bilmediğimiz ve belki de bizi büyük ölçüde aşağılayacak bir bencillik yumağı için kendi bugünümüzü harcıyoruz ve ona erişemediğimiz her genç kaygıda kendimize biraz daha yaklaşıp en normal yaşamlara zoraki geri göçler yapıyoruz. Hepimiz delicesine sevmek için yola çıkıp, artık böyle sevmeyeceğim diye tövbe ettikten sonra, yine-yeniden muhabbetiyle yol koyulup, artık yoruldum diyerek kenara çekilip, işte hayatımın aşkı nidalarıyla yollara atlayıp, en yakın kazada kaşı gözü dağıtıp, yaralarımla mutluyum avuntusundaki her sızıntıda ağlayıp EN NİHAYETİNDE HAYATIN BİZE SUNMADIĞI BİR KİŞİ ve KİŞİLİK OLARAK huzurumuza çekiliyoruz. Aşkımız bunların binlercesinin oluşturduğu rasgele bir lego birikimi, hayatımızı fark etmeden oluşturduğumuz. Bu parçalar bütünü en basit çocukluk halinde minicik bir gülümse ile dünyanın en tatlı manzarası haline gelebiliyorken; günler yaşlar geçtikçe karmaşıklaşan haliyle artık bu tekil gülümsemeler, duygular, yalanlar hiçbiri dikkate alınmayan büyük bir hayalin olması veya olmaması kadar net sonuçlanıyor. Buna aşkın evrimi diyorum.. Maalesef evrim her zaman en idealine değil en zorunlu olanına çıkabildiği için aşk asla en doğruda kendini durdurmuyor, hep en olması gerekende şekillenip seni hiç olmayacak kadar zoraki durumda bırakıyor. Aşkın da ruhu bu. En olması gerektiği yerde kayıp, yitik ve sessiz bir çocuk; en olmaması gereken yerde gürültücü, kandırılmış, saldırgan ve umutsuzluk abidesi.

  Bu evrimin bize ne faydası var? Hemen yanıtlamaya çalışayım: bu evrimin varlığının farkında olmak, farkında olmadan değişim geçirdiğin gerçeğine biraz olsun eleştirel gözle bakıp bugüne kadar yaptığın tüm hatalarından (aşk, asla hata olmamasına rağmen) ders almak.. En doğru kullanım yeri budur. Dün aşık olduğuna, evvelsi gün ölüme kadar yanında kalacağına hiç çekinmeden yemin ederken bugün arkasından lanet okuyabilen kimyasal döngülerin her zaman aynı olduğu ve doğru olduğunu savunmak bizleri yeni yeni mutsuzluk denizlerinde kendi dalgalarımızla boğulmayı hak ettiğimiz mesajını vermiyorsa yapılacak bir şey yoktur, mutsuzluklar dileriz..

Son DüzenlenmeCumartesi, 03 Ocak 2015 00:14
(0 oy)
Okunma 846 defa
Yorum ve görüşleriniz değerlidir. Facebook hesabınız ile yorum yapabilirsiniz.

Giriş Yap

Sosyal medya hesaplarınız ile kolayca üye olabilir ve giriş yapabilirsiniz.
hesap oluştur