Pic. Source: "The Silence of the Roses" by Palantirs @Deviantart.com

MeoÖykü – Solmayan İki Gül

    O gece, Haziran 21 gece saat 2’de! İki dal gül kırdı İsmail ve Fatma. “Bunlar biziz, solacağız belki de ama şu an itibariyle sen pembe ben kırmızı.” Aynen böyle demişti Fatma, giderken elindeki gülü alıp “Bırak da bunları dikeyim bahçeme, belki de bizden sadece onlar kalır geriye” diye bitirmişti ilk gecelerini İsmail. Evet, ertesi gün saatlerce bahçenin ortasında geçen yolun iki yanına biri koyu kırmızı biri açık pembe iki gülü dikmişti İsmail. Elbette, onlar soldu gitti gençliklerinin yetemediği karanlık kişilerin eliyle. Mutlaka kuruyup gittiler bazen, umutsuzluktan doğan sıfırın altındaki yalnızlıklarda. Hep bahar geldi, onlar hep rengarenk, hangi yıl-hangi isim olduğu önemli değil önemli olan o gün ki sevebildiler yaşamayı, onlarca sene sonra hala “seviyorum” dilebilecek kadar uzakta kalabilip o kadar yakında yeşermeyi. Solmayan birer gül gibi. Evet tam da on iki yıl önce…

   Bugün günlerden Pazar on iki sene sonra, gece sabahın altısında kolunda bir gül dikeni çizikle gözyaşlarına boğulacak kadar çok yaşadı o güller. Kök saldılar, kara boğuldular, seller atlattılar, budandılar, kurudular, yeşerdiler, sevdiler, koparıldılar, öldüler yine dirildiler ama her geçen sene daha sağlam, daha gür, daha güçlü ve daha anlamlı bir şekilde. Solmayan iki gül onların adı. Şimdilerde ne İsmail var o bahçede, ne Fatma aynı pencerenin kıyısında; ne yollarda oynayacak kadar toz var, ne yağmur olup yağıyor sevdalar; ne mektup kaldı okuyacak, sadece birkaç melisa çiçeği dışında sadece biraz daha adamlık satacak sigara dışında yok oldu kokular. Sadece büyümeye devam eden bir boşluk onların yarattığı evren kaldı geriye, birinin adı Samanyolu biri Ayçiçeği Gökadasından hallice.

   Eğer bunu okuyacak kadar çocuk, inanacak kadar şapşal ve gökyüzüne hayran olacak kadar insansanız, çıkın koşun yıldızların altında, ne zaman gözleriniz bir başka güzele takılsa gidin bir gül-ağaç dikin hiç terk etmeyeceğiniz mekanlara. Sizdeki tazelik solsa da, duyguların saflığı kaybolsa da ne zaman o ağaçlar çiçek açsa, ne zaman güllerin dikenleri size geçmişteki pembe düşleri hatırlatsa “İyi ki!” diyeceksiniz, keşkeler varsın dursun bir tutam viski tadında. Hepimiz solacağız, toprak olacağız da diktiklerimizle hissettiklerimiz yeşerecek dünyanın varolduğu tüm nesiller boyunca. Bırakın sevin siz, onlar ağaç kessin siz dikin. Bırakın aşık olun siz, onlar ancak betonları sever hepitopu birkaç bin yıllık mabed olurlar en fazla. Bırakın gönlünüzün hatadan korkan dallarını dağılsın gölnüzün bahçelerine, çünkü herkesin içinde bir çocuk var hala güller kadar inatçı konu ölüp ölüp yeniden doğmaksa, gizlemenin anlamı yok inatla. Kimse inanmasa da-bizler de dahil-güller şahit bazı aşklara, kimlerin üzerlerinden ne kadar romantik yalanlar söylediğine aldırmaksınız.

‘Meo – 2014

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir