Pic. Source: "The Silence of the Roses" by Palantirs @Deviantart.com

MeoÖykü – Solmayan İki Gül

     Üç tam sayfa vs vs vs. Evet üç tam sayfa saçma sapan hikaye. Üç tam sayfaya böler adamın yüreğini, gözlerinden üç tam şelale akıtacak kadar uzakta kalır şimdilerde, üç tam sayfalık bir merhabanın ta kendisi. Mektup bittiğinde (belki de yedinci kez) o güne kadar hiç ihtiyaç duymadığı saatini çantasında deli gibi ararken birkaç dakikalık gecikme.. Hayatta geç kalınacak birçok iş günü, sabah dersi, gereksiz görüşme, buluşma, didişme, uyku yarısı vardır ama bu kez değil. Koşarak gitti 140 adımlık yeri, ayağı hala şiş bilmem anlatabildim mi.

    Tam da kocaman bir kapının karşısında durup üç yollu bu çatalda kim var kim yok yoklaması ardından geri geri çekildi İsmail. Geri çekilde yüklesen yol rakımından istifade karşıdaki duvarlar alçalıyor hemen duvarın arkasındaki bir pencereden yansıyan ışıkta yıldızlar kayıyor, nebulalar renkten renge giriyor, güneş patlamaları yeniden yazılıyordu. İnsan olgun yaşamına o kadar büyük bir büyük patlamadan başlıyor ki, evreninin büyüklüğü, sevdalarının büyüklüğü ve sonsuzluğu bu minicik ışık huzmesi, bir başka insanoğlunun tekelinde. En son yolun karşısındaki duvara yaslanıp bir adım daha duvar dibindeki uzun kütüğün üzerine atıldığında mektupdaki o “Gel buraya şu saatte..” cümlesindeki tüm harfler duvarın hemen üzerinden ileride duran pencerenin kıyısında kollarını kavuşturmuş hüzünle bakan bir kızın aklında soru işareti halinde. “Acaba ayağından ötürü mü gelmedi sence?” sorusu için yan tarafa dönen ağrımış boynunu ovuştururken kocaman bir gülümseme ile “Şimdi bir daha bak!” diyen kocaman bir dostluk öyküsü sevda. Bulaşana ayrı dert, bulaştırana başka bir seda..

   Kendisini gördüğü anda ortadan kaybolan yüzler ve saniyelerce boşu boşuna sallanan perdeler. Hüzün işte bunun neresinde, şaşkınlığı dışında. Birkaç şaşkın adımdan sonra aralanan kocaman kapıların ardından “Gelsene..” fısıltısında denizden karaya nasıl bir meltem estiğini hissetmek inanın imkansız, ne koylara gömdü de İsmail dualarını hala bulamadı o esintiyi yıllar sonra. Orada o yıldızların gölgesinde serinleyen iki deli yürek, günlerce gecelerce, aylarca ve senelerce o kapının aralığından sızan bir sevda gibiydi, geceleri gündüzen sıcak, karanlığı aydınlıktan parlak, gözleri hiç olmadıkları kadar anlamlı kılıp bu mektubun üzerine büyük bir mühür vuran yüce bir padişah edasıyla. 

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir