Yazar bu eserinde, insanın kendi içine yönelttiği, dış dünyaya kapalı ve bastırılmış düşüncelerini “suskun geceyi titreten bir öncü depreme” benzetiyor[cite: 4]. Bu içsel yolculukta; gizli buzlanmalar, hayalet kanserler ve görünmez düşmanlar gibi tehlikeli ve tekinsiz metaforlarla ruhun karanlık, sarsıntılı dehlizlerine iniliyor[cite: 4]. Dillendirilemeyenlerden kurulan “gizli bir tarikat” ve pagan deliliklere kurban edilen gençlik vurgusu, insanın içindeki o saklı, bastırılmış ve acı veren düş dünyasının felsefi bir portresidir[cite: 4]. Bilinçaltının bu derin, fırtınalı ve sarsıcı katmanları, “taze alacalı kanlar” gibi ruhun dehlizlerinden sızan canlı ve bir o kadar da hüzünlü hatıralarla/düşlerle canlanıyor[cite: 4].