MeoEdebiyat - Denemeler Blogu
MeoEdebiyat - Denemeler Blogu

K.O.K. 8 - Hiç Kırılmayan Hayaller

  Gerçek olamayacak kadar uzundu hayaller, esnektiler. Eğip büktükçe gerçekliklerimizi, artık hangisinin gerçek olduğunun farkından çok uzakta bir yerlerde bekleşir dururduk. Ne zaman ki rutinin dışında güzelliklerin olduğu ovalarda gezinse gözlerimiz, artık eskisi gibi göremez hale gelirdik olanları. Geride kalan günleri umursamadan, yeni ve daha güzellerini yaratabileceğimize olan inançla var olan güzellik tanımımız üzerinden daha güzel günleri daha çirkin insanlarla yaşayabileceğimize safça inanıverirdik. Hiç kırılmayacak kadar esnek olduğunu farz edişimiz üzerinden çıktığımız yollardaki uçurumlardı acı gerçekler. Sevmek bile hayaldi, saat gibi kurardık hiç hesaplamadan kurulan her saatin bizi var olan ömrümüze hızla geri uyandıracağını ve yine yalnız kalacağımızı. Hiç kırılmayan hayallerimiz vardı da, kırmamaya kıyamayan insanlarımız hiç olmadı.

  ‘Sen gitsen’ doğrultusunda kâbuslara gömülürdü, ‘hiç gitmesen’ diye kurduğumuz oyuncak evler.

  ‘Bir gidersen’ doğrultusunda korkularımızın gün yüzüne çıktığı yalnızlık sabahlarıydı harcanan gençlik. ‘Belki gelirsin’ camlara yazılan buğulu hayaller, buğulu gözlerle, hiç de parlak görülmeyen geleceklerde.

  Hayallerimizi de bizler kırmayız aslında, doğrusu esnek sandığımız o hayalleri çok sert ve dümdüz bir ince çizgide şekillendirdiğimiz, bunun yanında da yaşadığımız hayatı kader adındaki o yolla tanımladığımız için başkalarının en ufak esnetmeleriyle kırılıveririz. Örnek vereyim mesela, sen daha altı yaşından bir düzine sene yeni almışken görürsün uzaktan o en şahane çift gözü. Bakar bakar doyamazsın kendinle konuşmamaya, o güne dek hiç susmayan geveze vücudun seni yol ortasında bırakıp kaçmıştır. Artık sadece aklında kurduğun binlerce görselle konuşabilirsin ya da sadece izleyebilirsin birilerinin yakın bir gelecekte konuşabileceği binlerce bölümlük o diziyi. O dizi sadece birkaç saniye sürecekse de sen tüm farklı olasılıkları yaşamış ve çoktan içinde yarısı karanlık yarısı aydınlık yeni bir gezegen senin aşkının güneşinden istifade dönmeye başlamıştır kendi dört mevsimine. İşte bunca alternatifin içerisindeki hayallerinde hesap etmediğin şey ise tüm evreni aydınlatabilecek kadar güçlü olduğunu zannettiğin güneşinin, aşkının, aslında tek bir yüzünü ısıtabildiğidir var olan geleceğin, karanlık kısımdaki buzullara çarpıp batınca gemilerin bunu çok iyi öğrenirsin.

  Karşısına dikiliverirsin mesela o gencecik halinle, sanki yolunu, yaşamını, adımlarını yerden kesmişsin gibi bir bakış atar birisi hemen: “Bir şey mi söyleyeceksin?” diye soruverir, sen ona binlerce kıvranma içinde içinden geçenleri döktüm sanıyorken. “Ya, ben, şey…” diye afalladığın tüm o cümleler tuzla buz olmuş beklentilerinin parçalarıdır ve sen arkanı dönüp geri geri çekilirken üzerinden yürümek zorunda kalırsın hayal kırıklıklarının. Şişer ayakların, kanar tüm güzel cümlelerin ve ilhamların. O nedenledir ki bir daha asla koşar adım gidemezsin. İşte bu binlerce gidememedir bizlerin sosyal fobi dedikleri saçma isimlendirme.

  Sen öyle çok temiz olduğunu farz eder, karşındaki kirliliği temizlemeye girişirsin. Senin o aşk dediğin, asla insanları arındırabilecek kadar çıkarsız değildir. Sen daha ağzını açmadan, elini tutmadan, önünde kıvrım kıvrım kendin olmadan birileri senin haritanı çıkarmış ve kaçış yolunu çoktan çizmiştir bile. “Merhaba, şey ben Ali” dersin, karşılığında öyle kısa ve net bir “Eee?” nefesi tüketir ki birileri içine dönersin karşısına baktığın yüzün pisliğinden. “Merhaba, pardon ben Emine” dersin, karşılığını almadan daha kusura bakmayacağından emin olunan durumlarla birer kusur haline gelir, geldiğine geleceğine pişman geçmişine geleceğine küfredersin.

  Bakmayın bu kadar karamsar örneğe siz, bizlerin hiç üşenmediği tek üşengeçliktir hayaller. Çünkü sadece bir şeyler üretirsin ama ilk kez hayatında bir şeyler üretmek için kendini tüketmek zorunda olmadığına, çıkar ilişkisi bulunmadığına ve aslında sana öğretilen tüm bu güzel inanç sistemlerine, sosyal kurallara ve iyi olduğuna inanılan insanlara rağmen dünyanın bok çukuruna dönüşmemiş olduğu yanılgısına kendini inandırıverirsin. Kırdığın hayaller olsun kaç kuruş ki dersin, toplar düş kırıntılarını yine başka bir ağaca konmaya gidersin. Hayallerde göç eden aklın, hiç hareket etmeyen bedeninle el ele tutuşup aşk gezilerine çıktığında, hayat da sana sırf onu özetleyebilecek kadar kısa-öz birkaç güzellik sunduğunda aslında artık en büyük bağımlılığın içerisine girer ve kimsenin o kırılmayan hayallerine sahip olduğunu fark edersin.  

  O kadar çok miktarda, o kadar çok fazla kişiye aslında görünürde saçma sapan sudan sebeplerle kırdırdığın hayallerin üzerine yapılacak son şey kalmıştır bu yalnızlık cennetinde, kendine hiç kimsenin kıramayacağı kadar güçlü hayaller kurmak. Bir şeyin eskimemesi, anlamını yitirmemesi için bizlere öğretilen o yavşak tecrübelerin gölgesinde gereken şey de kimseyle paylaşmadığın, başrolünde de kontrolünde de senin oynadığın boş ama harikulade hayallere kavuşursun belli bir süre içerisinde. Kendince bir kadın seversin. Ama yarabbi, mükemmellikler içinde, hiç çıkarı olmadan ellerini tutup seni uyutan, istediğin anda gülücüklerine karışan müthiş bir kadının vardır artık. İsmi olmayan. Eli olmayan. Gözleri parıldamayan. Sana hiç dokunmayan. Kendince bir adam bulur birileri mesela. Aman Allah’ım, apayrı bir içtenlikte, köle misali tutarlılık, sadakat ve sana sonsuz aşk içerisinde ne giysen beğenecek, ne söylesen sevinecek ve sadece sadece seni sevecek bir adam. Hey gidi. İşte kimseler kıramaz o hayalleri. Bizler her sevdiğimiz, her dayak yediğimiz sevdada sadece bir şeyi öğreniriz: nasıl kırılamayacak kadar doğru olmayan, gerçekdışı hayaller kurabileceğimizi.

  İşte o günlerden sonra hayatın gerçekleri sadece bizlerin kırıklarımızla yapıştırdığımız devasa, karanlık bir cam duvardan düşüp içimize mutluluk ışığı saçtığı göz alıcı mucizelerdir. En kırılgan hayal, en basit gerçekten yeğ olur bir süre sonra. Bir süre sonraya gitmemek için en güzel kırgınlık ise gerçeklerle yüzleşebilmektir, acı-tatlı. Hiçbirimizin denemediğinin aksine…

Meo - 2013
MeoEdebiyat Denemeler Blogu
Denemeler Serisi
'Kimsenin Okumayacağı Kitap'

<< Kimsenin Okumayacağı Kitap - Denemeler Blogu Ana Sayfa >>

Son DüzenlenmePerşembe, 06 Ekim 2016 16:14
(0 oy)
Okunma 1181 defa
Beğendiyseniz paylaşmaya ne dersiniz?

Yorum Ekle

Değerli yorumlarınızı ve görüşlerinizi aşağıda ekleyebilirsiniz. Yalnızca * (yıldız) ile belirtilmiş alanlar gereklidir.